Nil’in Paylaşımı Sorununda Son Gelişmeler ve ABD’nin Arabuluculuk Girişimleri

0

Afrika’nın tartışmalı konuları arasında gelen Nil Nehri’nin paylaşımı sorunu Mısır ve Etiyopya arasındaki görüşmelerin tıkanması ve gerginliğin tırmanmasıyla yeni boyuta taşınmış durumda. ABD’nin arabuluculuk girişimleri çerçevesinde Washington’da gerçekleştirilen son görüşmelerde mutabakat sağlanamaması ve ABD Hazine Bakanlığı’nın Etiyopya’ya yaptığı çağrı, ülkenin resmî kurumlarının kınama açıklamaları ile karşılık buldu. Ayrıca, Arap Birliği’nin Mısır lehine yaptığı açıklama da bölgesel dengelerde karmaşıklığa sebep oldu. Mısır barajın herhangi bir anlaşma olmaksızın doldurulmaması baskılarını sürdürürken, Etiyopya’nın tavrı ise tam tersi istikameti gösteriyor. Bu gelişmeler ışığında havzadaki son gelişmelerin nereye doğru evirileceği merak konusu. Her iki ülke, Nil sularındaki hakları siyasi, ekonomik ve sosyal çıktıları nedeniyle hayati olarak dış politik gündemlerinin merkezine oturtmuş vaziyette.

ABD’nin girişimleri dayatma mı, arabuluculuk mu?

Etiyopya’nın Nil Nehri üzerinde inşa ettiği Hedasi Barajı’nda yapım işlerinde sona yaklaşılması ve barajın doldurulma aşamasına gelinmesi ile beraber su kaybı yaşaması olası hale gelen Mısır, bir yandan Etiyopya’ya karşı kulis çalışmalarını hızlandırırken bir yandan da diplomasi faaliyetlerine hız verdi. Baraj inşaatının başlamasından sonra 2015 yılında Hartum’da başlayan, Sudan’ın da dahil olduğu üçlü görüşmeler, somut bir kararın çıkmaması üzerine ABD’nin müdahil olduğu süreci beraberinde getirmişti. Fakat, ABD’nin arabuluculuktan öte dayatmacı açıklamaları Etiyopya’da sert karşılık bulmuş, Washington’da yapılan son toplantı Addis Ababa yönetiminin herhangi bir temsilcisinin katılımı olmadan gerçekleşmişti. ABD Hazine Bakanlığı’nın, Mısır’ın Nil yaklaşımına benzer şekilde, barajın herhangi bir anlaşma olmadan ve yıllara yayılarak doldurma açıklaması yapması, Etiyopya tarafında Washington yönetiminin rolünün arabuluculuktan öteye dayatmacılık olarak algılanmış durumda.

Bu hususta bir başka önemli gelişme ise Arap Birliği cephesinde yaşandı. Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında, Nil sularının Mısır için hayati gerekliliğine vurgu yapılarak, Mısır’ın Etiyopya karşısındaki tutumuna karşı destek veren bir bildiri yayınlandı. Bu bildiri de Etiyopya tarafında memnuniyetsizlikle karşılandı, karşıt resmi açıklamalar ve kınama mesajları ile karşılık verildi. Hem ABD hem de Arap Birliği tarafından Mısır’ın elini güçlendiren açıklamalar yapılması Etiyopya’da baraj konusunda kenetlenmeye yol açarak, Afrika kıtası içinde diplomatik çabaları beraberinde getirdi. Mısır ise diplomatik çabalarını daha çok Afrika dışında sürdürmeyi tercih ediyor.

Etiyopya Cumhurbaşkanı Sahle Work Zevde, bu gelişmeler sonrasında Nil’in diğer önemli kıyıdaş ülkeleri Kenya ve Uganda’yı ziyaret etti. Her iki ülkenin liderleri ile yapılan görüşmede ‘Afrika’nın sorunlarına Afrikalı çözümler’ mesajının verilmesi soruna kıta dışından müdahil olma isteyen küresel ve bölgesel aktörlere bir mesaj niteliği taşıyor. Buna karşın Mısır, Nil konusunda kıta içinde olduğu kadar dış destek almak amacıyla ağırlıklı şekilde Avrupa ülkelerinde diplomasiye ağırlık verdiği söylenebilir. Bu kapsamda, Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükri’nin bazı Avrupa ülkelerini ziyaret edeceği açıklansa da başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına alana Koronavirüs salgını nedeniyle bunun kısa zamanda gerçekleşmesi mümkün gözükmüyor.

Mısır’ın Nil konusunda son dönemdeki önemli hamlelerinden biri de Nil konusunda kilit ülke olan Sudan ile teması artırmaktır. Bu doğrultuda Mısır Cumhurbaşkanı ile Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Hamdan Dagalo’nun Kahire’de yaptığı görüşmeden sonra Sudan’ın Mısır ile Etiyopya arasında arabuluculuk yapacağının açıklanması dikkate değerdir. Sudan’ın Nil konusunda günümüze kadar taraflar arasında izlediği pragmatist yaklaşımın ve denge politikasının Sudan’daki yeni yönetimle nasıl şekilleneceği ise önümüzdeki gün veya aylarda daha da netleşecektir.

Mısır’ın ve Etiyopya’nın talepleri

Hedasi Barajı’nın yapım sürecinden günümüze kadar gelen süreçte her iki ülke de Nil konusunu ekonomik ve sosyal olgular neticesinde milli güvenlik ve iç politikanın bir sorunu olarak konumlandırmışlardır. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin her fırsatta Nil’i yaşam ve varlık hakkı olarak tanımlaması ve tarihi haklara yapılan vurgular konu hakkındaki kararlılığı göstermektedir. Etiyopya’nın da baraj konusunu ülkenin ekonomik kalkınması için hayati bir proje olarak iç ve dış siyaseti etkileyen başlıca unsurlar arasına dahil etmesi günümüze kadar yapılan müzakerelerden somut bir sonuç elde edilememesine sebep olmuştur.

Mısır’ın Hedasi Barajı konusundaki tavrının önceki yıllara göre bölgesel dengelerdeki radikal değişimler sebebiyle yumuşadığı gerçeği gerçektir.  Yeni süreçte barajın yapımının engelleme girişimleri doldurulma işlemini olabildiğince geciktirmek ve su doldurma işlemini zamana yayma taleplerini hem üçlü görüşmelerde hem de ABD’nin arabuluculuğunda yapılan toplantılarda dile getirmeyi tercih ediliyor. Ayrıca barajın herhangi bir anlaşma olmaksızın doldurulmaması gerektiği de dile getirilen hususlar arasında.

Barajın zamana yayılarak doldurulma senaryolarında dört farklı teklif öne çıkmaktadır. Zaten son günlerdeki tartışmalarda bu konuya odaklanmış durumda. Mısır ilk aşamada barajın 10 yıl içerisinde doldurulmasını teklif etti. Bu süre zarfında ülkenin su kaybı %14, yıllık ortalama kaybı ise %18 olması bekleniyor. 7 yıl içerisinde doldurulması durumunda ise su kaybı yılda %30’lara yükselmektedir. 5 yıl içinde doldurulması durumunda ise yıllık kayıp %50’ye ulaşıyor. Etiyopya’nın 3 yıl içerisinde doldurma planında ise Mısır’ın su kaybı %80’lere varıyor.

Nil suları paylaşımı sorununun kolonyal kökenlerinin henüz ortadan kalktığı söylenemez. Bunu başlıca sebebi mevcut paylaşımın halen 1929 ve 1959 anlaşmaları çerçevesinde devam etmesidir. Fakat, Nil Havzası ülkeleri pek çok bakımdan 1959 yılının siyasi ve ekonomik koşullarından günümüze kadar önemli mesafeler kat etmiştir. Nil’in kıyıdaş ülkelerinin çoğunun ekonomik göstergelerde yakaladığı ivme ve siyasi istikrar durumu ister istemez bölge ülkelerinin tarım, sanayi ve şehirleşmenin bir sonucu olarak daha fazla su talebinde bulunmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu durum bölge ülkelerinin Nil Nehri üzerinde baraj, hidroelektrik santrali gibi hayati projeleri hayata geçirmelerine veya yeni projeler üstünde çalışmalarını da sağlayan durumlar arasındadır. Nil Nehri’nin mevcut sularını %66’lık kısmı Mısır, %22’lik kısmı Sudan tarafından kullanılıyor. Suların %12’lik kısmı ise buharlaşma nedeniyle kullanıma mümkün olmayan bölümü. Etiyopya’nın payına düşen su miktarı ise %1 oranın bile çok altında. Bu durum ister istemez taraf ülkeler arasındaki rekabetin ana unsuru olarak öne çıkıyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yoruma Kapalı