Nil’in “Soğuk Savaşı”: Sıcak çatışma olasılığı ve uluslararası/bölgesel rekabet

0

Nil Nehri üzerindeki Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD-Hedasi Barajı) için sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından, Addis Ababa’nın 19 Temmuz’da aniden barajın ikinci etabının dolumun tamamladığını açıklaması Nil Havzası’nda tansiyonu bir kez daha yükseldi. İkinci aşamada dolumun yapılmasının ardından kısa bir süre sonra, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 20 Temmuz’da, “Yağmur mevsiminde Hedasi ikinci dolumu başarıldı” diyerek, aşağı kıyıdaş Mısır ve Sudan’ın korkularını yatıştırmaya çalışarak, bu işlemin mansap ülkelere zarar vermeyeceğini açıkladı.

Kahire ve Hartum’un Hedasi Barajı “ulusal güvenlik tehdidi” olarak adlandırdığı düşünülürse, Ahmed’in sözleri bu tür endişeleri yatıştırmak için pek işe yaramayacaktır. Ne de olsa Mısır’ın başkentinin Kahire’nin su ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’i Nil’den geliyor ve şehir antik çağlardan beri sosyal ve ekonomik olarak bu nehre bağımlı durumda. Bir başka memba devleti olan Sudan da barajın 20 milyon Sudanlı’yı sudan mahrum edebileceğini belirtmesi meselenin çözümünü zor kılıyor. Her iki başkent Mavi Nil sularının vanasını elinde tutan Etiyopya’yı bağlayıcı bir anlaşma için ikna etmeye çalışıyor. Tarafların konumlarından geri adım atmak istememeleri ise bölgedeki gerginliğin seviyesini arttırıyor.

Nil sorunu askeri çatışmaya dönüşebilir mi?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Nil ve Hedasi Barajı konusunda ülkesinin  sularının azalmasını pek çok kez kırmızı çizgileri olduğu belirtti. Mısır’ın kırsal kesiminin kalkınması için “Haya Karima” (İnsana Yakışır Yaşam) projesinin tanıtım toplantısında Cumhurbaşkanı Sisi “Baraj nedeniyle alıkonulan her damla su, içme, sulama ve üretim için kullanılan suyun kıtlığına, tüm devletin çöküşüne yol açıyor” açıklaması durumun Kahire tarafından ciddiyetini ortaya koydu. Etiyopya tarafında ise tarihten gelen mağduriyetlerin günümüzde de devam etmemesi konusunda bir kararlılık mevcut.

Addis Ababa elektrik üretiminin ülke için hayati bir mesele olduğunu ve yüzde 60’dan fazlasının elektriksiz yaşamak zorunda kalan 115 milyonluk nüfusunun yaşamlarını iyileştirmek için baraja ihtiyacı olduğunu sıklıkla dile getiriyor. Aynı zamanda Etiyopya’nın koronavirüs salgınında ve Kasım 2020’den bu yana Tigray eyaletinde ayrılıkçılarla savaşta yaptığı harcamalardan kaynaklanan ekonomik ve siyasi yüklerle karşı karşıya olduğunu da hatırlamak gerekiyor. Sudan’da ise ekonominin olumsuz gidişatı ve siyasi istikrarsızlığın ortaya çıkardığı faturaya Nil sularının azalmasından kaynaklanabilecek olumsuzlukları göğüsleyecek şartlardan uzak durumda.

Durum böyleyken, Nil suları ve Hedasi Barajı sorununun sıcak çatışmaya dönüşme kapasitesinin mevcudiyeti de potansiyel riskler arasındadır. Yine de, her ne kadar Mısır müesses nizamının eski bürokrat ve askerleri ülkenin tek seçeneğinin askeri bir operasyon olduğu konusunda hararetli yorumlar yapsa da şu anda sürpriz bir çatışma olası değil ve kesinlikle yakın gelecekte de mümkün gözükmüyor.  Daha önce de ulusal güvenlik meselesi olarak addettiği konularda ‘kırmızı çizgi’ açıklaması yapsa da eylem noktasında söylemde olduğu gibi hevesli gözükmüyor.

Bunun son örneği Türkiye’nin geçen yıl uluslararası kabul görmüş Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (GNA) desteklemek için yaptığı müdahaleden sonra, Sisi Sirte şehrini ‘kırmızı çizgi ilan etmiş ama Libya sınırına asker sevkiyatı haricinde başka bir adım atmamıştır. Bu durumda da olduğu gibi savaş tehdidi Kahire’nin sık sık başvurduğu caydırıcı bir adımdan ötesine geçmemiştir. Yine de bu durum Sisi yönetimi gibi tahmin edilemez bir yönetim söz konusu olduğunda ciddiye alınmayacak bir durum değildir.

Dahası, birçok Mısırlı uzman, savaş tehditlerinin öncelikle ülkelerindeki rejimin arkasında toplamayı ve milliyetçi duyguları uyandırmayı amaçladığı konusunda hemfikirdir. Özellikle de Sisi’nin Koronavirüs salgınından kaynaklanan ekonomik zorluklarının bir sonucu olarak ara sıra protestolarla ve artan toplumsal hoşnutsuzlukla boğuştuğu göz önüne alındığında Nil suları ve Hedasi Barajı meselesini iç kamuoyunu rejim etrafında birleştirmenin pragmatik bir yoludur. Dolayısıyla bu noktada Sisi’nin tehditlerini yerine getirmesi pek olası değil.

BM görüşmeleri ve bölgesel/uluslararası aktörlerin tutumları

Mısır ve Sudan’ın Nil sorununu uluslarasılaştırma çabaları sonucunda konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) gündemine gelmesi ve görüşmeler ardından müzakerelerin devamının önemine vurgu yapmasının ardından bu meseleyi Afrika Birliği’nin uhdesine bırakması Kahire ve Hartum’da hayal kırıklığına sebep oldu. Özellikle Mısır için daha da vahimi ise Rusya ve ABD’nin tutumuydu. Nil Havzası’nda şu an için, “soğuk bir çatışma” hüküm sürebilir ve her üç ülke için de karşılıklı olarak yararlı bir senaryo elde etmek için uluslararası çabalar kritik olacaktır. Fakat, BMGK görüşmelerinde olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, Nil anlaşmazlığına ilişkin tutarlı bir strateji üzerinde anlaşamazken, diğer küresel ve bölgesel aktörler kendi inisiyatiflerini aldılar. Ancak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya gibi bazı ülkeler bunu kendi çıkarları için takip edebileceğinden, anlaşmazlık içindeki kutuplaşmayı şiddetlendirebilir.

Katar, BAE ve Suudi Arabistan gibi Körfez’in Afrika Boynuzu’nda siyasi ve ekonomik nüfuza sahip ülkeleri, Nil sorununda aktif rol alabilecek potansiyele sahipler. Hatta bunu çok arzuladıkları söylenebilir. Fakat bu ülkelerin başını çektiği Arap Birliği çoğunlukla Mısır’ın Nil tezlerini ve pozisyonunu destekledi. Haziran ayında Arap Birliği, BMGK’da Etiyopya’nın planlarını kınayan ve Genel Sekreter Ahmed Ebul Geyt Arap ulusal güvenliği için çok önemli olarak nitelendirdiği Mısır ve Sudan’ın su güvenliğini koruyan bir kararı kabul etmeye çağırdı. Diğer Arap Birliği ülkeleri de Mısır ve Sudan’ın haklarına desteklerini ifade ederken, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani bunu “Birleşik Arap Pozisyonu” olarak nitelendirdi.

Mısır’ın Doha’yı ablukaya almak için Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in de katıldığı Körfez krizinin ardından yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, Katar’ın rolü önemli sayılabilir. Bununla birlikte, Mısır ve Katar ilişkileri, bu ikincisine abluka uygulayan ülkeler arasındaki bağların yeniden kurulduğu ve Doha’nın şimdi Arap Birliği’nin pozisyonunu benimsediği ve Kahire’nin Nil sularındaki haklarını desteklediği geçen ocak ayındaki El Ula zirvesinden bu yana olumlu yönde ilerlemiş durumda.

BMGK’daki görüşmelerin sürprizlerinden biri Rusya’nın Etiyopya’ya olası askeri operasyonun bölgesel bir felakete yol açacağı uyarısı oldu. Bu görüşmeler öncesinde iki ülke arasında askeri iş birliği anlaşmasının imzalanması Rusya’nın Afrika Boynuzu ilgisinin son nişanesi oldu. Bazı bölgesel güçlerin kendi çıkarları olsa da ABD ve AB’nin anlaşmazlığı çözememesi Rusya’ya sorumluluk alması için yeşil ışık yakabilir. Ancak bu aynı zamanda Rusya’nın Etiyopya ile etkisini artırmaya ve Addis Ababa’nın bölgedeki konumunu desteklemeye çalışabileceği anlamına da gelebilir. Moskova, Sisi’nin 2013’te iktidara gelmesinden bu yana, ikili askeri ilişkiler de dahil olmak üzere Kahire ile güçlü dirsek temasını sürdürüyor olsa da Mısır’ın Batı’ya daha yakın bir müttefik olmaya devam ettiği ve bu da Rusya’nın yeteneklerini sınırladığı göz önüne alındığında, Etiyopya ile ilişkileri geliştirmenin daha büyük bir fırsat olduğunun farkına varmış olabilir.

Baraj üzerindeki jeopolitik rekabet veya “soğuk savaş” bu noktada güçlü terimler olabilir. Ancak farklı ülkeler anlaşmazlıktan yararlanmak ve bunu kendi bölgesel etkilerini genişletmek için kullanmak istiyor. Bu nedenle, Etiyopya’nın ikinci aşama doldurması müzakere çabalarına akamete uğratmış olsa da, Kahire ile Addis Ababa arasındaki soğuk gerilimler, şimdilik sıcak bir çatışmaya dönüşmek yerine bir çekişme noktası olarak kalacak gibi görünüyor. Ancak bu gerilimler çözülmezse, özellikle de riskler Mısır için daha kritik hale gelirse, daha fazla askeri harekât tehdidi gerçekten gelecekteki bir gerçeklik haline gelebilir.

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel İstanbul'da doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında yüksek lisans eğitimini Nil Nehri'nde Mısır, Etiyopya ve Sudan arasındaki Su Paylaşım Sorunu'nun Kolonyal Kökenleri isimli teziyle tamamlamıştır. Doktora çalışmalarına devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Kolonyalizm ve Su Sorunu, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yoruma Kapalı