Afrika’da Çok İşimiz Var

0

Afrika her geçen gün farklı konularda dünya gündeminde yer almaya devam ediyor. 54 bağımsız ülkesinden anakarasında sahili bulunan 38’i toplamda 30 bin 500 km uzunlukla denizcilik alanında eskileri kadar yeni inşa edilen limanlarıyla dünya ticarî mallarının ikmalinde önemli konumunu giderek artıyor. Hatta kıtayı çevreleyen 6 ada devletinin sahilleri de dahil edildiğinde 40 bin km’yi aşması ciddi faydalar sağlamaktadır. Öyle ki 4 bin 828 km sahili ile Madagaskar hem Afrika genelinin, hem de ada devletlerinin en uzun sahiline sahip olsa da henüz yeteri kadar değerlendirilmiyor. Bunu 3.333 km ile Hint Okyanusu ve Aden Körfezi kıyıları ile Somali takip etmektedir ki anakaranın %10’dan fazla sahili tek başına doğu ve güney yönlerinde bu ülkeyi çevrelemektedir. Bulunduğu stratejik konumu ile asırlar boyunca güçlü devletlerin yakın alakasını çekmişti. 16. yüzyılın başlarında Kızıldeniz’e ulaşan Portekiz donanması Mısır Memlük idaresi durduramayınca Osmanlı Devleti’nin müdahalesi ile bölgeden uzaklaştırıldı. 19. yüzyılın sonlarına kadar da İstanbul’un Mısır, Habeş, Yemen ve Hicaz Eyaletleri ile bağlantısı kurularak her türlü tehdide karşı korunması sağlanmıştı.

Sömürgeci 7 Avrupa devleti 1884 yılı Kasım ayında Berlin Konferansı adı altında Almanya’da biraraya gelerek kıtanın tamamının fiili olarak işgali için resmen harekete geçti. 1885 yılı Şubat ayında aralarında anlaşarak parçalamaya karar verdiler. İç bölgelerde toplamda 85 bin km kara sınırı çizecek süreci başlattılar. Somali kıyıları bu dönemde İngiltere, İtalya ve Fransa arasında paylaşıldı. İtalya başkent Mogadişu ve çevresini sahiplenirken, Fransa bugün Cibuti olarak bilinen kısmı Fransız Somalisi, İngiltere de güneyde günümüzde bir kısmı Kenya’da kalan bölge ile şimdilerde Somaliland adıyla bilinen bölgeyi işgal etti.

1 Temmuz 1960’da Federal Somali Cumhuriyeti kurulduğunda kendisine 637.657 km² bırakıldı. Etiyopya tarafındaki Somali ve Ogaden bölgeleri toplamda 327 bin 068 km², Kenya’nın doğusunda 130 bin km² ve Fransız Somalisi olarak ayrılan ve Cibuti adını alan en küçük ise 23.200 km² yüzölçüm ile ayrıştırılarak Büyük Somali coğrafyası parçalandı. Tüm Somalililerin yaşadığı toprakların yüzölçümü toplam 1 milyon 120 km²’yi bulmaktadır ki neredeyse topraklarının yarısı komşu ülkelerin sınırları içine dahil edildi. Haliyle hem Somali kendisi coğrafî olarak mevcut haliyle de büyük bir ülke, hem de tabii sınırlarının komşu devletlerin iç bölgelerine uzanan kısımlarıyla Afrika’nın en geniş topraklarına sahip ülkeler arasında yer almaktadır. Somali Cumhuriyeti’nin nüfusu 2026 itibarıyla 20 milyon 300 bin, Etiyopya’da 8 milyon, Kenya’da 3 milyon, dünyanın diğer ülkelerine dağılan 2 milyon ve tamamı Somali soylu Cibuti halkı da 600 bin nüfusuyla ilave edildiğinde 34 milyonla büyük bir millet olarak kabul ediliyor.

27 Ocak 1991 tarihinde Somali’de devlet başkanı Siad Berre’nin devrilmesiyle başlayan iç savaş tam da iki kutuplu dünyada ABD karşısındaki Sovyetler Birliğinin de 26 Aralık 1991 tarihinde dağılmasıyla iyice karmaşık hale geldi. 20 yılda aynı soydan, aynı inançtan ve sosyo-kültürel değerleri de aynı olan Somali halkı birlikte huzur içinde yaşama imkanını büsbütün kaybetti. 2011 yılı Ramazan ayında Türkiye’nin devlet olarak iflas etmiş konuma düşürülen Somali’ye başlattığı yardım eli ve o dönemde henüz Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkent Mogadişu’yu ziyaret eden ilk dünya lideri olması huzurlu bir gelecek için umutları hem bu ülkede, hem de tüm dünyada canlandırdı. Başkente ilk büyükelçilik açan ülke olması, 2012 yılında THY seferleri ile tüm kıtalara uçuş sağlayan tek havayolu şirketinin buraya hat açması büyük bir hamleydi. Kısacası Somali’nin her türlü dağınıklığa terk edilmesi, parçalanma tehdidi altına sokulması gibi konuların yerine Türkiye tarafından güçlü bir Somali devleti anlayışının şekillenmesine hem Somalili devlet adamlarıyla yakın temas kurması, hem de uluslararası toplumun desteğini de yanına alması sonucunda 2026 yılına gelindiğinde artık 1991 öncesinden daha güvenli bir devletin inşası hayal olmaktan çıkıp gerçekleşme safhasına geçti.

Son 20 yılı aşan sürede Türkiye’nin Afrika’da en etkin birkaç ülkeden birisi olma çabaları her geçen gün daha da iyi anlaşılıyor ve de takdir ediliyor. Tüm devlet kurumları ve Sivil Toplum Kuruluşları ile mevcut ve de var olabilecek tehditleri de göğüsleyerek kıtayı bir bütün halinde gündemine aldı. 1926 yılında Etiyopya’da başlayan ilk büyükelçiliğini açmasının ardından bağımsızlıklarını alan Afrika ülkelerinde diplomatik ağını zaman içinde biraz genişletse de 2009 yılına gelene kadar hiçbir dönemde 12’den fazla büyükelçiliği sayısını artıramadı. 2009-2022 yılları arasında ise açtığı 32 yeni büyükelçilikle Çin, ABD ve Fransa’nın ardından 4. sırada en fazla diplomatik misyona sahip ülke oldu. 2026 yılı itibarıyla THY 42 ülke ve 62 istikamete uçuyor. Afrika’da müteahhitlerimizin üstlendiği yatırımların ihale bedelleri 100 milyar doları aştı. Kıtayla karşılıklı ticaret hacmimiz 2002 yılında %80’i petrol ve doğalgaz için ödediğimiz 5.2 milyar dolardan 2026 yılı itibarıyla 40 milyar doların üzerinde seyretmektedir.

Afrika içi ve uluslararası karar mekanizmalarında Afrikalı devletlerle ortak hareket etme, Afrika Birliği gözlemci üyeliği, Afrika Kalkınma Bankası üyeliği, kıtanın her tarafına yayılan MAARİF Vakfı okulları ile 27 ülkede 243 okulda 25 binden fazla öğrenciye eğitim vermesi son 20 yılda gelinen bir başarının adıdır. TİKA’nın dünyanın farklı coğrafyalarındaki 61 ülkede 63 koordinasyon ofisi var ve bunların 22’si Afrika’da bulunmaktadır. Dahası her birinin sorumluluk bölgelerindeki ülkeler dahil edildiğinde 54 ülkenin tamamında projeler ve diğer faaliyetler yürütülmektedir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın burs verdiği öğrenciler dahil üniversitelerimizde 60 bin kadar Afrikalı öğrenci eğitimlerine halen devam etmektedirler. Türkiye Diyanet Vakfı’nın farklı ülkelerde açtığı eğitim kurumları ve Türkiye’deki Uluslararası İmam-Hatip Liselerindeki öğrenciler ile Sivil Toplum Kuruluşlarının eğitim kurumlarındakiler dahil takriben 100 binden fazla Afrikalı genç eğitim almaktadır. Özellikle Sivil Toplum Kuruluşlarının yoğun olarak faaliyet gösterdikleri insani yardımlar hemen hemen her ülkede ciddi anlamda Türkiye adına Afrika toplumlarında takdirle karşılanmaktadır. 2020’li yılların başındaki KOVİD sürecinde ihtiyaç sahibi Afrika ülkelerine yapılan yardımlar, şimdilerde savunma ve güvenlik alanındaki işbirlikleri, sağlık alanında her türlü hizmetler ile Türkiye Afrika’da itibarı en hızlı ve fazla yaygın faaliyetleri bulunan ülkelerin başında gelmektedir.

Bugünlerde Mogadişu’ya ulaşan Çağrı Bey gemimiz Somali açıklarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetine başladı. Böylece geleceğin daha da güçlü ilişkilerine yeni bir alan daha açıldı. Çok değil sadece 20 yıl öncesinde pek çok çevrede “Afrika’da ne işimiz var” söylemi yerine “Afrika’da çok işimiz var” kanaatinin hem Türk toplumunda, hem de Afrikalı muhataplarımız nezdinde yerleştiğine şahit oluyoruz. Kalıcı, sürdürülebilir, birbirine faydalı ne varsa gündeme alınıp ilerleme için gereken hamlelere ağırlık verildiği bir süreci yaşıyoruz.

Share.

Yazar Hakkında

Prof. Dr., İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi. 1964 yılında Vezirköprü’de doğdu. Merzifon İmam-Hatip Lisesi (1982) ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde (1987) eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye Diyanet Vakfı bursuyla yüksek lisansını (1991) ve doktorasını (1996) Paris’te tamamladı, aynı yıl Üsküdar’da İslam Araştırmaları Merkezi’nde (İSAM) araştırmacı olarak çalışmaya başladı. 2002’de doçentlik unvanı aldı. 2006 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü öğretim üyesi ve bölüm başkanı oldu. 2008-2011 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık’ta Afrika ile ilgili konularda müşavir olarak görev yaptı. 2009 yılında profesörlük unvanı aldı. 2011 yılı Eylül ayında görev değişikliği yaparak İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim dalına geçiş yaptı. 2013 yılı Mart ayında Afrika ülkelerinden Çad Cumhuriyeti’nin başkenti Encemine’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk büyükelçisi olarak göreve başladı ve iki buçuk yıl bu görevini sürdürdükten sonra 2015 yılı Ağustos ayında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak tayin edildi. Batı Afrika Ülkelerinden Mali Cumhuriyeti’ndeki ilk ve öğretim seviyesindeki özel eğitim kurumları medreseler üzerine hazırladığı doktora çalışması IRCICA tarafından L’enseignement islamique en Afrique francophone: Les médersas de la République du Mali adıyla Fransızca olarak 2003’de İstanbul’da basıldı. Geçmişten Günümüze Afrika (Kitabevi, İstanbul 2005); Osmanlı-Afrika İlişkileri (Kitabevi, İstanbul 2011/1. baskı, 2013/2. baskı, 2015/3. baskı); Les relations turco-tchadiennes: La politique ottomane en Afrique centrale (TİKA, İstanbul 2014) adlı kitaplarının yanı sıra Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi-İSAM tarafından yayımı tamamlanan İslam Ansiklopedisi için önemli kısmı Afrika hakkında 95 madde yazdı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde “Afrika”, “Osmanlı Afrikası”, “Osmanlı-Fransa Münasebetleri” ve “Osmanlı’da Dini Hayat” üzerine araştırmalar yapmakta olup bu konularla ilgili basılmış kitapları, farklı dergilerde bu konular hakkında çok sayıda makalesi, yurt içi ve yurt dışında düzenlenen ilmi toplantılarda takdim ettiği tebliğleri yayımlanmış bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babası olup Arapça, Fransızca ve İngilizce yanında Paris Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Milli Enstitüsü’nde (INALCO/Institut National des Langues et Civilisations Orientales) eğitimini aldığı Bambara ve Volof Afrika yerel dilleri ile ilgili dersleri takip etmiştir. Prof. Dr. Ahmet Kavas, hâlihazırda Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu başkanlığı görevini yürütmektedir.

Yoruma Kapalı