Fransa Mali ve Sahel’de ne yapmak istiyor?

0

Fransa Avrupa ve Dış İşleri Bakanı Jean-Yves Le Drian bir programda, “Sahel bizim güney sınırımızdır. Biz burada kendi sınırlarımızı koruyoruz.” açıklamasında bulunmuştu. Afrika’nın orta kesimlerinde doğusundan batısına uzanan Sahel’de bu ülkenin askeri varlığını bu ve benzeri ifadeler ışığında ele aldığımızda nasıl bir değerlendirme yapmak gerekir? Toplam 8.000 km. uzunluğunda ve yüzlerce km. genişliğe sahip bu bölgenin Avrupa’daki bir ülkenin güney sınırları olarak tanımlaması ne anlama gelmektedir? Bu ve bunun gibi soruların cevaplarını verebilmek için 20. yüzyılın başlarına, yani sömürgecilik dönemindeki yakın tarihte yaşananları gözden geçirmek gerekir. Bugün “G5” ülkeleri koalisyonu ile “Barkan Operasyonu” kapsamında yürütülen terörizme karşı mücadeleye öncülük etme iddiasındaki 1960’lara kadar adeta jandarmalık yapan eski sömürgeci bir devleti tekrar bu coğrafyaya getiren olaylar zinciri 2012’de Mali’de ortaya çıkan iç çatışmanın kontrol edilemez bir duruma gelmesiyle başladı.

Müdahaleyi Getiren Süreç

Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin (AUKH), 2012 yılı itibariyle Mali’nin kuzey bölgesinde etkin hale gelmesi ve özerklik ilan etmesi, ülkedeki iç çatışmaların başlangıcı için kırılma noktası oldu. AUKH’yi Mali’de silahı bir kuvvet olarak etkinlik göstermesinin en önemli sebeplerinden biri 2011’de Libya’daki iç savaşın geçici olarak sona ermesinin ardından, çatışmanın bir parçası olan Tuareg (Tevarik) gruplarının örgütlü bir şekilde ülkenin kuzeyine çekilmesidir. Özellikle 2012 yılının Ocak ayında ülkenin kuzey bölgesindeki şehirlerden biri olan Meneka’ya saldırması ve ardından özerklik talebinde bulunmasıyla başkent Bamako’da tehlike çanları çaldı. Bölgedeki krizin diğer bileşenleri ise Ensaruddin, Mağrip El-Kaidesi ve Batı Afrika Cihad ve Tevhid Hareketi adlarıyla uluslararası medyada isimleri yer alan tedhiş örgütleri oldu. AUKH başlangıçta bu örgütlerle beraber merkezi hükümete karşı bir savaşın içine girdi. 2012 yılı Mart ayında devlet başkanı Amadou Toumani Toure’ye karşı gerçekleşen darbe sonucunda yönetim daha istikrarsız bir hal aldı ve kuzey bölgesindeki isyanın kontrol edilmesi zor bir duruma geldi.

AUHK ve İslami referanslı olduğunu iddia eden tedhiş grupları arasında anlaşmazlığın çıkması ise krizin başka boyuta taşındı. İki grup arasında çatışmalar başladı. Ensaruddin ve diğer terör gruplarının da Tuareg yoğunluklu olması bir diğer önemli konudur. Yaşanan bu ayrışmanın ardından bu tedhiş örgütleri AUKH ile savaşa girer ve Mali’nin kuzeyinde güçlü bir pozisyona geldiler. Ensaruddin’in Gao, Kidal ve Timbuktu gibi şehirleri kontrol altına alması, örgütü Mali’nin kuzey bölgesinde önemli bir aktör kıldı.

Bamako’daki yönetim krizi bölgede etkin olan örgütlerle mücadelede yetersiz kaldı. Bu durum Uluslararası toplumu harekete geçirdi ve 2012 yılının Aralık ayında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi 2085 numaralı kararıyla Mali’de güvenlik ve istikrarın sağlanması için uluslararası topluma müdahale yetkisi verdi. Kararın ardından ülkeye ilk askeri destek müdahalesi, Ensaruddin ve diğer terör örgütlerin Konna kentine ulaşması ile başladı. Burası, terör örgütlerinin  güneye ilerlemesinde stratejik değeri olan şehirlerden birisidir. Fakat BM Güvenlik Konseyi’nin müdahaleyi yetkilendirme kararının ardından Fransa, 11 Ocak 2013’te bölgede Serval Operasyonu’nu[1] başlattı. Başlattığı bu operasyon ile Mali ordusuna hava desteği sağlayarak Konna’yı tekrar ele geçirmesinde yardımcı oldu. İlerleyen süreçte tedhiş örgütleri geri çekilmeye zorlandı.

Serval ve Barkan Operasyonları

2013 yılında başlayan Serval Operasyonu 2014 yılının Temmuz ayında son buldu ve hemen ardından, Fransa Barkan Operasyonu’nu[2] başlatılarak Sahel’deki askeri varlığını devam ettirmekteki kararlılığını Mali dışındaki ülkelere kabul ettirdi.

Serval Operasyonu’nun ülkedeki terör gruplarına karşı caydırıcı bir hamle olmasına karşın, istikrar sağlanamadı.  Belli ölçüde etkili oldukları iddia edilse de hala faaliyetlerinin bölgede etkin olması Fransızları tedirgin eden bir durumdu. Buna rağmen askeri yetkilileri hem kamuoyunun var olan desteğini koruyabilmek hem de ihtiyaçları olan “başarı öyküsüne” sahip olabilmek için bu operasyonun etkili bir şekilde sonlandırdıklarını ifade edttilere. Ardından yeni bir hamleyle Sahel bölgesinde “terörle” mücadele adını verdikleri çalışmayı daha geniş alana yayılan “Barkan Operasyonu” ile yeni bir kimliğe dönüştürdüler. Kara ve hava kuvvetleri varlıklarını geniş Sahel bölgesinin kritik birçok yerinde harekete geçirerek Çad, Mali ve Nijer’deki var olan askeri tesisleriyle yürütecekti. Bu kapsamda 5.100 Fransız askeri sahada aktif görev aldı. Ayrıca bu operasyon Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijer gibi G5 Sahel ülkeleri üzerinde faaliyet gösteren kalıcı bir askeri müdahaleye dönüştü.

Barkan Operasyonu’nun askeri bağlamda dışında sivil bileşenleri de bulunmaktadır. Fransa Kalkınma Ajansı[3] bunun en önemli etkin kuruluşlardandır. Özellikle 2019 yılında Operasyon bölgelerinde faaliyet gösteren bu projeler sivil-askeri operasyonlar olarak bilinmektedir. Bu Fransa’nın kendilerinin ifade ettikleri 3D (Defence-Savunma, Diplomasi, Development-Kalkınma) faaliyet planının bir parçasıdır.

Paris yönetiminin bölgedeki müdahalesinin en önemli destekçileri ABD ve başta Almanya olmak üzere AB ülkeleridir. Özellikle bu ağır yükü paylaşmak olarak ifade ettikleri bu durum AB güvenliği açısından önem taşımaktadır. Nitekim Merkel’in bu bağlamda 2017 yılında Afrika’yı güvenlik ve kalkınma bağlamında gündeme taşıması kayda değer bir husustu.

Fransa’nın kendiliğinden üstlendiği bölgedeki ayrıcalıklarının daha fazla olduğu iddiası bilinmektedir. Nitekim Barkan’ın, Serval Operasyonu’nun kapsama alanının çok ötesine geçmesi ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını Fransız birliklerine Mali’de faaliyet gösteren MINUSMA (Birleşmiş Milletler Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu) kapsamındaki BM unsurlarını desteklemek için “gerekli tüm araçları kullanma yetkisi” vermesi dikkate değer. Sahel uzmanı Bruno Charbonneau kendisiyle yapılan bir röportajda bu durumu değerlendirirken, “1945 sonrasında bu tür askeri hareket serbestliğine ve birden fazla sınır ötesi müdahale özgürlüğüne izin veren başka bir düzenleme ve askeri müdahale bilmiyorum.” tespitinde bulunur.

Hikayenin Diğer Yönü

BM şemsiyesi altında bölgede faaliyet gösteren Fransa, her geçen gün Mali’de istenmeyen bir aktör konumuna gelmektedir. Özellikle operasyon sırasında gerçekleşen sivil ölümler bu tepkileri arttırmaktadır.  Bamako’da yapılan bir ankette katılımcıların %73.9’u Fransa hakkında olumsuz görüş bildirmektedir. Fransız askerinin bölgede kalıcı olmasına yol açan operasyonun uzaması Malilerin öfkesini çekmeye devam ederken, kendi kamuoyunda da desteğini kaybetmektedir.

Serval Operasyonu başlangıcında ve sonrasında devam eden süreçte, “cihatçı tehdidi” üzerinden oluşturulan korku havası ve operasyon için güvenlik bağlamındaki motivasyon söylemleriyle sürecin uzaması, Fransız kamuoyunda da sorgulanmaya başlandı: Dönemin Fransız Cumhurbaşkanı Hollande’ın Mali’ye askeri birlik gönderme kararını %75 seviyesinde destekleyen Fransız halkının %51’i bugün Barkan Operasyonu’na olumsuz bakmaktadır.

Fransa’nın güvenlik söylemi üzerinden Mali’de askeri varlık göstermesi ve bu varlığını tüm Sahel boyunca genişletmesi iki meseleyi mühim kılmaktadır. Birincisi Sahel’de tüm bu operasyonların yapıldığı alanlar Fransa’nın çıkarları için ne ifade ediyor, ikincisi müdahalenin adeta çözülemez bir sorunsallar yumağına dönüşmesi, “güney sınırlarının” kontrolü yönünden dayanak oluşturan gerekçelerin sürekliliğinin korunmasını mı sağlıyor?

Askeri müdahale, güç kullanımını normalleştirdiği ve meşrulaştırdığı ölçüde kalkınma ve kuşatıcı yaklaşımları kendi mantığına ve söylemine dahil eder. Kalıcı müdahaleyi sömürge sonrası bir devletin ayrılmaz bir parçası haline getirmedeki en önemli meselelerden biri, sömürge sonrası devletin şiddeti tekeline almadaki başarısızlığının ardından, askeri müdahalenin ve buna bağlı politikaların şekillenmesidir. Çatışmaların sürekli devam etmesi ise bunun meşruiyetini sağlayan en önemli bileşenlerden biridir. Belki yeni sömürgecilik olarak ifade edebileceğimiz bu yöntem, savaşın kendisinden beslendiği için “tehdit” algısını diri tutmak suretiyle çıkarların maksimize edilerek korunmasında önemli bir araç görevi görmektedir.

Eski Fransız Cumhurbaşkanlarından François Mitterand’ın “Afrika olmadan Fransa’nın 21. yüzyılda bir tarihi olamaz.” sözünden yola çıkarak, Fransa’nın Mali’de başlattığı ve tüm Sahel bölgesi boyunca genişlettiği askeri operasyonları, güç yansıtmasının ve kendi çıkarlarının korunmasının bir sigortası olarak okuyabiliriz. Bu durumu muhafaza etmek için elinden geleni yapacaktır. Fakat bölge devletleri ülke içinde şiddeti tekeline alacak bir güce kavuşur veya bu minvalde yeni müttefikler edinme süreçlerini çeşitlendirecek şekilde irade koyabilirse, Fransa’nın bölgedeki askeri varlığının “ikna edilebilir” meşruiyeti daha da zor duruma girecektir.

[1] Serval Afrika “yaban kedisi” anlamına geliyor.

[2] Barkan, çöllerde rüzgârın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan, “kum fırtınaları çıktığında arkasına sığınılan ay biçimindeki küçük kum kitlesi” anlamına geliyor.

[3] Agence Français du Développement (AFD)

Share.

Yazar Hakkında

Muhammed Salih Demirtaş, 1993 yılında Kocaeli/İzmit'te doğdu. Kocaeli’nde geçen ilköğretim ve lise eğitiminin ardından, 2017 yılında Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümünden mezun oldu. 2018 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İlgi alanları; post-kolonyalizm, Afrika’da barış ve çatışma çözümlemeleridir.

Yoruma Kapalı